Otomotiv sektöründeki bazı markalarda şöyle bir kolaycılığa kaçış var. “Kimseyi kırmayalım, kimseyi ayırmayalım, herkese bir şekilde dokunalım”… İlk duyuşta insana hoş geliyor. Buram buram hümanizm içeriyor. Peki gerçekte de öyle mi? Marka tarafında da, medya tarafında da herkes herkesle eşit mi? Her CEO, her pazarlama müdürü, her iletişimci eşit olmadığı gibi her medya çalışanı da, yayıncısı da eşit ağırlıkta, eğit değerde değil.
Hadi gelin detaylara, pek de yazılmayan ama çokça konuşulan konularda kalem oynatmaya devam edelim…
Aynı Sektör, Farklı Ağırlıklar…
Otomotiv sektörü kalabalık bir ekosistem. Gazeteciler, CEO’lar, pazarlama müdürleri ve iletişimciler aynı masada buluşabiliyor, aynı lansmanları izliyor, aynı verileri konuşuyor. Bu yakınlık bazen şu soruyu doğuruyor: Aynı sektörde olan herkes aynı noktada mı duruyor, herkes eşit mi?.. Herkesi herkesle bir tutmak doğru mu?
Yanıt çoğu zaman hayır. Çünkü farkı yaratan unvanlar değil, yaklaşımlar. Bir gazeteci sadece aktaran olabilir; bir diğeri yorumlayan, sorgulayan ve bağlam kuran. Her CEO şirket yönetir ama her CEO sektöre yön vermez, veremez… Pazarlama müdürleri rakamlarla konuşur, iletişimciler algıyla; ama her ikisinin de etkisi, strateji derinliği kadar kalıcıdır.
Herkesi herkesle bir tutmak iyi niyetli bir refleks olabilir. Ancak bu, emeğin niteliğini ve sorumluluğun ağırlığını görünmez kılar. Otomotiv gibi dinamik bir sektörde ayrışma kaçınılmazdır; çünkü deneyim, tutarlılık ve güven zamanla birikir. Bazıları gündemi takip eder, bazıları gündemi şekillendirir…
Bu ayrışma bir hiyerarşi değil, doğal bir denge meselesidir. Eşitlik; aynı daveti almakta değil, aynı kapıdan geçme fırsatındadır. Sonrasında herkes kendi birikimi kadar ilerler. Sektörün sağlığı da tam olarak bu farklardan beslenir.
Herkes Aynı Yerde mi Duruyor?
Aynı mesleği yapan insanların doğal olarak aynı kefeye konması sık rastlanan bir yaklaşım. Niyet iyi; eşitlik duygusu güçlü. Ancak meslekler sadece tanımlardan değil, zamanla oluşan duruşlardan ibarettir. Otomotiv gazeteciliği yapan herkes bu alana katkı sunar; tıpkı her yöneticinin kendi alanında sorumluluk taşıması gibi.
Yani şimdi otomotiv sektöründe araştıran, yazan, çizen, yorumlayanlarla, hasbelkader sektöre girmiş bir site açmış ama haftalardır, aylardır tek bülten haber bile girmeyenle bir tutulabilir mi? Tutuluyor işte…
Farkı yaratan şey yaklaşım biçimleridir. Kimi daha çok anlatır, kimi daha çok dinler. Kimi gündemi takip eder, kimi gündem oluşturur. Kimi görünür olmayı önemser, kimi güvenilir olmayı. Bunların hiçbiri diğerini değersiz kılmaz; sadece farklılıkları işaret eder.
Herkesi herkesle bir tutmak iyi niyetli bir refleks olabilir ama bu yaklaşım emeğin tonlarını görmezden gelme riskini de beraberinde getirir. Oysa ayrışma bir üstünlük iddiası değil, doğal bir süreçtir. Zaman, tecrübe, tutarlılık ve bakış açısı insanları kendiliğinden farklı noktalara taşır.
Herkes Aynı İşi Yapıyor Diye Eşit midir?
Aynı mesleği icra eden herkesin otomatik olarak birbirine eşit sayılması kulağa adil gelebilir. Ancak gerçek hayat, kartvizitlerden ibaret değildir. Otomotiv gazeteciliği yapan herkes “otomotiv gazetecisi” olabilir; tıpkı her CEO’nun aynı masada oturabilmesi gibi. Ama o masada sözü dinlenenle sadece sandalyeyi dolduran arasında her zaman fark vardır.
İnsanları birbirinden ayıran şey unvan değil; birikimdir, ilkelerdir, tutarlılıktır. Bilgi derinliği, sahaya hâkimiyet, eleştirel akıl, bağımsız duruş ve yıllar içinde oluşan güven… Bunlar ölçülemez ama hissedilir. Bazıları etkileşim üretir, bazıları kanaat. Aradaki fark tam da buradadır.
Herkesi herkesle bir tutmak kısa vadede konfor sağlar ama uzun vadede kaliteyi törpüler. Çünkü ayrışma kibir değil, doğaldır. Herkesin aynı çizgide görünmesi, herkesin aynı noktada olduğu anlamına gelmez. Bazıları yolu açar, bazıları o yoldan yürür.
Eşitlik; fırsatta olmalıdır, sonuçta değil. Meslekleri değerli kılan da bu ayrımdır. Aksi halde hem meslekler sıradanlaşır hem de gerçek emeğin karşılığı silikleşir.
*
Bazı markaların “herkese dokunacağız” kolaycılığı, “hiç kimseye yaranamama” kapısını açıyor… Bu yaklaşım, emek verenle, değer katanla; asalakları ve parazitleri aynı kefeye koymaktan başka bir şey değil…

