Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Almanya ile Avrupa otomotiv sanayisinin geleceğine yönelik anlaşmaya vardıklarını açıklaması, Türkiye açısından yeni bir tartışmanın kapısını açtı. Macron'un mesajı oldukça net: Avrupa, otomotiv sanayisini, istihdamını ve geleceğin elektrikli otomobillerini kendi topraklarında korumak istiyor.

Peki Türkiye bu Avrupa'nın neresinde?

Otuz yılı aşkın süredir Avrupa otomotiv sanayisiyle bütünleşmiş, üretiminin büyük bölümünü Avrupa'ya ihraç eden Türkiye, şimdi bu yeni sanayi düzeninin dışında mı bırakılacak?

Elektrikli otomobiller Avrupa'ya, içten yanmalılar Türkiye'ye mi?

Asıl dikkat çekici gelişme, Avrupalı otomotiv üreticilerinin son dönemdeki yatırım tercihleri. Renault ve Stellantis'in Türkiye'deki üretim planlarında içten yanmalı ve hibrit modeller ağırlığını korurken, Avrupa'daki birçok fabrikalarında tamamen elektrikli otomobil yatırımları öne çıkıyor. Üstelik Avrupa, bir taraftan Çinli otomotiv üreticilerinin kendi sınırları içinde fabrika kurmasına kapı açarken, diğer taraftan yıllardır üretim ortağı olan Türkiye'yi yeni destek mekanizmalarının dışında bırakma riski yaratıyor. Bu tablo ister istemez şu soruyu gündeme getiriyor:

Avrupa geleceğin otomobillerini kendi topraklarında üretirken, Türkiye'ye içten yanmalı motorların son üretim merkezi olma rolü mü biçiliyor?

Renault, Bursa'yı savunacak mı?

Bu tartışmanın merkezinde Fransız Renault bulunuyor. Renault, yarım asrı aşkın süredir Bursa'da üretim yapıyor. OYAK Renault fabrikası, markanın uluslararası üretim ağının önemli merkezlerinden biri. Ancak Renault'nun geleceğe yönelik elektrikli otomobil yatırımlarında Avrupa fabrikalarının ön plana çıkması, Bursa'nın uzun vadeli konumuyla ilgili soru işaretlerini artırıyor.

Bursa'da üretilen bir Renault, neden Avrupa otomotiv sanayisinin parçası sayılmasın?

Hyundai için de tehlike çanları çalıyor

Bu yeni düzen yalnızca Avrupalı markaları ilgilendirmiyor. Türkiye'deki üretiminin yaklaşık yüzde 80'ini ihraç eden Hyundai, İzmit fabrikasını elektrikli otomobil üretimine hazırlayarak farklı bir strateji izliyor. Hyundai'nin Türkiye'de elektrikli otomobil üretimine yönelmesi önemli bir sanayi tercihi. Ancak Avrupa'nın yeni teşvik ve yerli üretim kuralları Türkiye'yi kapsam dışında bırakırsa, İzmit'te üretilen elektrikli otomobillerin Avrupa'daki rekabet koşulları da olumsuz etkilenebilir. Yani Türkiye'de elektrikli otomobile yatırım yapan bir üretici bile, Avrupa'nın yeni sanayi politikası nedeniyle dezavantajlı duruma düşebilir.

Bu nedenle mesele yalnızca Renault veya Stellantis'in yatırım tercihleri değil; Türkiye'nin geleceğin otomotiv teknolojilerindeki üretim rolü.

Türkiye kendi rotasını yaratmak zorunda kalabilir...

Türkiye, Avrupa otomotiv sanayisinin yalnızca ucuz üretim merkezi değil, önemli bir tedarik, mühendislik ve ihracat ortağı. Ancak Avrupa'nın yeni sanayi politikası Türkiye'yi dışarıda bırakacak şekilde kesinleşirse, ülkemizin otomotiv stratejisini yeniden değerlendirmesi kaçınılmaz hale gelebilir. Koreli ve Japon üreticilerle mevcut iş birliklerinin elektrikli otomobil, batarya ve yeni nesil teknolojiler alanında derinleştirilmesi; Çinli üreticilerle de Türkiye'ye gerçek üretim, teknoloji ve ihracat kapasitesi kazandıracak ortaklıkların geliştirilmesi önem kazanacaktır. Elbette Türkiye'nin önceliği Avrupa üretim ekosisteminin dışında kalmamak olmalı. Ancak bütün geleceğini yalnızca Avrupa'nın vereceği kararlara bağlaması da doğru bir sanayi stratejisi olmayacaktır.

Son söz: Avrupa'nın tercihi, Türkiye'nin geleceği!

Türkiye'deki otomotiv yatırımlarının önemli bir bölümü Avrupalı markalara ait. Bu şirketler yıllardır Türkiye'de üretiyor, Türkiye'den Avrupa'ya ihracat yapıyor ve bu üretimden ekonomik değer yaratıyor. Şimdi aynı şirketlerin Türkiye'nin Avrupa üretim zincirindeki yerini korumak için nasıl bir tutum alacakları önem taşıyor.

Özellikle Renault ve Stellantis'e sorulması gereken soru çok açık:

Türkiye'deki fabrikalarınız yalnızca içten yanmalı otomobillerin üretim merkezi olarak mı kalacak, yoksa elektrikli otomobil çağında da Avrupa sanayisinin eşit bir parçası olabilecek mi?

Ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron'a da sorulması gereken bir soru var:

Avrupa otomotiv sanayisinin geleceğini güvence altına alırken, o sanayinin yıllardır önemli bir üretim ortağı olan Türkiye'yi neden dışarıda bırakma riskini göze alıyorsunuz?

Türkiye'nin otomotivdeki geleceği yalnızca Bursa, İzmit veya Kocaeli'ndeki fabrikaların meselesi değil. Yan sanayiden ihracata, istihdamdan yeni teknoloji yatırımlarına kadar bütün sektörü ilgilendiriyor.

Avrupa kendi geleceğini planlıyor. Peki Türkiye bu geleceğin içinde mi olacak, yoksa kendi yolunu çizmek zorunda mı kalacak?