Geçen hafta, BMW İX3 lansmanı için Rize-Artvin rotasını yazmış ve düşüncelerimi paylaşmıştım. Bu hafta da Mercedes Benz’in hem 140. Yıl, hem GLB ve GLC modelleri için katıldığım lansman hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istedim. Rekabette birbirine yakın 2 markanın lansman konusunda da karşı karşıya gelmesi ilginç oldu.
Mercedes Benz’ersiz bir lansman gerçekleştirdi!..
Evet benim bu lansman hakkındaki düşüncelerimi yansıtan başlığım bu; “benzersiz”. 140. Yıla atıfta bulunmak amacıyla düşünülen tren yolculuğu. Ama 11 özel vagondan oluşan çok özel bir doğa ekspresi yolculuğu bu. Trende hareket halindeyken yapılan bir basın toplantısı ve ürün tanırımı… Ardından Kemaliye Karanlık Kanyon gibi defalarca gittiğim ve her gidişimde atmosferine aşık olduğum bir mekanın tercih edilmesi. O, dünyanın en zorlu yollarından biri olan Karanlık Kanyon’da test sürüşü… Otel yerine vagonda geçirilen bir gece, düşünülen o ince kişisel detaylar… Türkiye’de çok lansman yapmayan Mercedes Benz Türkiye’nin 140 yılda bir de olsa turnayı gözünden vurması… Emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum.
*
İtiraf etmeliyim ki; otomobil gazetecilerini özellikle lansmanla mutlu etmeniz çok zordur. Biz bu “benzersiz” ve “ezber bozan” bir çok lansmanlara geçtiğimiz yıllarda Türkiye’de Renault ve Dacia markalarıyla çok tanıklık ettik. Evden nereye gideceğimizi bile bilmeden çıktığımız lansmanlardan hayatımızda hayal bile edemeyeceğimiz anılarla geri döndük.
Şimdi bu sene bir hafta arayla gerçekleştirilen BMW ve Mercedes lansmanlarında tatlar damağımızda… Artık lansmanlarını beğendirmenin, “yılın lansmanı” olmanın da önemli ve değerli olduğu bir dönem içindeyiz. Markaların büyük bir bölümü buna özel olarak çalışıyor ve bu birinciliği çok istiyor. Bu yıl içinde başka hangi lansman böyle farkındalık yaratacak bilinmez. Ama şu an bu iki lansmanın yarışacağı kesin…
Evet lansman ve lansmana gösterilen özen, kalite çok önemli, çok değerli. Peki şimdi en kritik soruyu soruyorum; bunlarla birlikte yürütülen “iletişim kalitesi” için ne demeli? Her iki markaya da emeklerini yarıştırdıkları bu kategoride başarılar diliyorum. İyi olan kazansın…
İletişim var ama kalite var mı?
Gelin şimdi biraz da pek üzerinde durulmayan iletişim kalitesine bir göz atalım. Bugün otomotiv sektöründe herkes birbiriyle “bir şeklide” iletişim halinde.
Mesajlar atılıyor, story’lere emoji bırakılıyor, paylaşımlara alkış-kalp vb emojileri yağdırılıyor. Ama garip bir şekilde sözde iletişim arttıkça gerçek samimiyet azalıyor. Sosyallik değil asosyallik daha belirginleşiyor.
Çünkü artık birçok ilişki, gerçekten kurulmuş bir bağdan çok “görünür olma refleksiyle” ilerliyor. Örneğin, bir gazetecinin yazısını, yorumunu, haberini gerçekten beğendiyseniz, bunu sadece instagram storysine DM’den alkış veya kalp emojisi göndererek geçiştirmeniz iletişim mi mesela?
Samimiyetin bir tonu, bir sesi, bir dokunuşu vardır. Hatta bazen kısa bir sessizliği bile vardır. Ama hepsi içten gelen samimiyetle karşılık bulur.
*
Bugün sektörün en büyük problemlerinden biri iletişimsizlik değil, iletişim kalitesinin düşmesi bence. Artık herkes birbirine ulaşabiliyor ama çok az insan gerçekten temas kurabiliyor. Bir story paylaşımının ardından gelen otomatik bir mesaj artık kimseyi etkilemiyor. Çünkü insanlar sahte samimiyeti birkaç saniyede anlayabiliyor. Fazla parlatılmış ilişkiler, gereğinden fazla kullanılan “abi”, “dostum”, “harika olmuş” cümleleri artık gerçek bir yakınlık hissi yaratmıyor. Tam tersine, çoğu zaman yapaylığın altını çiziyor. Oysa gerçekten beğenilen bir yazının karşılığı bazen sadece bir-iki dakikalık bir telefon konuşmasıdır. O samimiyetin, içtenliğin kelimelerden çok nasıl seslendirildiği hangi tonda söylendiği daha anlam taşır. Örneğin bir şiiri okumakla, dinlemek arasındaki fark gibi…
“Yazını okudum, şu kısmı çok iyiydi” diyebilmek kalp ekojisi atmaktan daha değerlidir. Çünkü ses, samimiyet taşır. Tonlama taşır. Duygu taşır. Evet artık bir şekilde iletişim çok kolay. Ama kaliteli iletişim hâlâ çok zor. Ve hala değerli olan da o…
Belki de bu yüzden sektörde bazı gazeteciler, yöneticiler, çalışanlar onlarca etkinliğe katılmasına rağmen gerçek bir ilişki kuramıyor; ama bazıları ise yılda birkaç kez görüşse bile güçlü bağlar oluşturabiliyor. İnsanın özgül ağırlığı ilişkinin de özgül ağırlığına yansıyor.
Çünkü mesele kaç kişiye mesaj-emoji beğeni attığınız değil, kaç kişiye gerçekten dokunabildiğiniz.
Otomotiv yöneticiliği de gazeteciliği de sadece araçları değil, insan ilişkilerini de yönetme sanatıdır. Ve bu meslekte güven hâlâ en değerli birimdir. Güven, arkadaşlık ise emojiyle değil, samimiyetle oluşur.
Bu gözler onca emeği kalitesiz iletişimle çöpe atanları da gördü.
*
İşte bu bakış açısı ile yukarıda bahsettiğim lansmanlardaki nihai değerlendirmeyi “iletişimin kalitesi” belirleyecek. İstediğin kadar yapılmayanı yap, iletişiminde samimi değilsen, bir lansmanlık suni içtenliğin varsa, sen de ancak o emojin kadar değerlisin…